|
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış. Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. ıçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu. | |
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi
uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.".
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna
ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan
sıkılmıştım zaten.". Ve
konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona
hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği
ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden
gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün
zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca
beraber yıldızları ve ateş böceklerinin
danslarını seyretmişler. Gündüz olunca
kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin
yakıcı ışınlarından korumuş.
|